Ebedî Mûcize Bir Kitaba Îmân Etmek

İndirdiği kitabı kıyamete kadar koruyacağını vadeden Yüce Rahman’a sonsuz hamd ve şükürler, salat ve selamlarımız kitabımızı bizlere beyan eden Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e olsun.

Ebedî Mûcize Bir Kitaba Îmân Etmek
Var iken Kur’ân gibi bir âsumâni mucize
Âşinây-i hakâik başka burhân istemez

(Ziya Paşa)

İndirdiği kitabı kıyamete kadar koruyacağını vadeden Yüce Rahman’a sonsuz hamd ve şükürler, salat ve selamlarımız kitabımızı bizlere beyan eden Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e olsun.

Gün geçmesin ki insanoğlu yeni bir bilimsel buluşa, kâinatla ilgili yeni bir keşfe imza atmasın. Bu aslında Yüce Allah (Celle Celâluhû)nun kullarına Kevni ayetlerinden (Allah’ın kâinatta yarattığı her şeye “Kevnî ayet’’ denir; güneş, ay, yıldızlar, insanlar, hayvanlar, bitkiler, sular,  dağlar, vs. gibi) bir ayeti ortaya çıkarması, göstermesidir. Allah’ın ayetlerinden oluşan Kur’ân-ı Mübin Allah Teâlâ’nın kelamı, Allah’ın Kevni ayetlerinden meydana gelen kâinat da O’nun eseridir. Kur’ân’da insan, yaratılış, yerler, gökler ve kâinatla ilgili çok farklı bilim dalının konusu ve aynı zamanda Kevnî ayetlerden/delillerden bahseden birçok ayet-i kerime vardır. Söz konusu Kur’ân ayetlerinde anlatılan bilimsel gerçekler, öyle bir mükemmel üslupla anlatılmıştır ki kıyamete kadar gelecek nesiller, bilimde ulaştıkları seviyeye göre bu ayetlerdeki bilimsel gerçeklere, Kevnî ayetlerin hakikatine vakıf olacaklardır.  Bu gerçek Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatılır:

سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنْفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

“Yakında onlara (kendilerinin dışında olan yerlerin ve göklerin) ufuklar(ın)da(; doğu-batı, kuzey-güney tüm köşe bucaklarında) ve kendi nefislerin(i taşıyan bedenlerin)de âyetlerimizi göstereceğiz de, neticede onlara iyice belirecektir ki, gerçekten o (Kur’ân), hakkın ta kendisidir. Zaten senin Rabbinin; gerçekten O’nun her şeye (hakkıyla vâkıf olan bir) Şehîd olması (Kur’ân’ın ve ehlinin hak olduğuna delil olarak onlara) kesinlikle yeterli değil midir?” [1]

Allah Teâla vakti saati gelince insanlara bazı bilimsel gerçekler keşfetmeyi nasip edecek ve keşfedilen bu yeni bilgilerle aynı doğrultuda, Kur’ân’ında o bilgilere delalet ettiği ortaya çıkacaktır. İşte böylece, bu kitabın mucizeliği hep taptaze, hep dipdiri kalarak sürekli güncellenecektir. Bütün zamanlara hitap eden bilgilere kaynak olmak, zaten Kur’ân’ın özünde vardır. Ayrıca Kevnî ayetlerin hepsi, Kur’ân ayetlerini açıklar, izah eder, Kur’ân ayetlerini doğrulayıp tasdik eder.

Kur’ân-ı Kerîm’in İ‘câzı
Mucize: kelime olarak ’aciz, çaresiz bırakma’ kökünden gelmektedir. Allah’tan başka hiç kimsenin yapamayacağı, güç yetiremeyeceği ve âciz kalacağı fevkalâde, olağan üstü şey ve olaylara mucize denir. Örneğin, Kur’ân’dan bir sûre-i şerifin aynısının ortaya konamaması, yazılamaması insanların bu konuda aciz olduğunu ve de Kur’ân’ın mucize olduğunu gösterir.

Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den önceki peygamberlerin mucizeleri kendilerinin vefatlarıyla sona ermiş, onları o zamanda yaşayanlardan başkaları görmemişlerdir. Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in mucizesi olan Kur’ân-ı Kerîm ise kıyamet gününe kadar devam edecektir. Kur’ân-ı Kerîm mucizesinin benzeri daha önce hiçbir peygambere verilmemiştir. Kur’ân gibi semavi kitap olan Zebur, Tevrat, İncil ve diğer sahifeler Allah’ın kelamıdır, Kur’ân gibi onlarda düstur ve nizamlar içermiştir. Bununla beraber Kur’ân’ın kıyamete kadar mucize olarak kalması yalnız Kur’ân’a ait bir haslettir. Çünkü o, son ilahi kitap olduğundan, güncelliğini korumak için mucizeyle donatılmış ve onun mucizeleri ayetleri, nizamı ve düsturları olmuştur. Bundan dolayı 1400 senedir hiç kimse onun bir sûresine bile nazîre/benzer yazmaya henüz güç yetirememiştir. Bu Kur’ân-ı Kerîm’in mucize oluşunun farklı bir yönüdür.

“Yakında onlara (kendilerinin dışında olan yerlerin ve göklerin) ufuklar(ın)da ve kendi nefislerin(i taşıyan bedenlerin)de âyetlerimizi göstereceğiz…” Rabbimiz, bu ayette kâinatın sırlarını, Kevnî ayetlerin inceliklerini göstereceğini bildiriyor; eğer Müslümanlar çalışıp buna layık olurlarsa, bu sırlara vakıf olmak onlara nasip olacaktır. Yok, başkaları çalışır da onlar layık olursa, onlara nasip olacaktır, kanuni ilahi böyledir. Günümüz teknoloji alanındaki ilerleme buna bir örnektir. Müslümanların sosyal, siyasal, bilimsel ve ekonomik alanda ilerlemeleri ile Kur’ân’la olan bağları arasında sıkı bir ilişki olduğu bu ayetle perçinleniyor.

Kur’ân-ı Kerîm her şeyi ile mucizedir, onunla ilgili son söz, dünyanın son sabahında söylenecektir. Ortaya koyduğu nizam ve düsturlardan daha iyi, daha güzel, daha faydalı bir hayat nizamı hiç kimse ortaya koyamayacaktır. İnsanlık onun getirdiği hükümlerin üzerinde bir anayasa, kanun, dünya düzeni yapamayacaktır. İnsanlığın saadeti ancak ve ancak Kur’ân (ve sünnet) ile gerçekleşecektir. Bu ise Kur’ân-ı Kerîm’in yukarıda anlatılandan farklı bir mucize yönüdür. Amerika’da elektrikli sandalyeyle uygulanan idam cezası, suçtan alıkoyan caydırıcı bir etkiye sahip olamamıştır. Çünkü ilahi kanun olan kısasın hem yerini tutamamış, hem de aynı işlevi görememiştir. Sultan Nureddin Zengi (Rahimehullâh) zamanında memleketin bazı yerlerinde bir başıbozukluk, bir asayişsizlik almış başını gitmiştir. Musul’dan Şeyh Ömer isimli bir zat ona şöyle bir mektup yazar:

“Buralarda eşkıya, yol kesici ve bozguncular çoğaldı. Bunları önlemek için caydırıcı bir siyaset gerekiyor. Bunların önüne ancak idam ve işkenceyle geçilebilir…’’

Sultan mektubu okuduktan sonra arkasını çevirir ve şöyle cevap yazar:

“İnsanları yaratan Allah, onların maslahatlarını en iyi bilendir. Halk için en hayırlı düzen, Allah’ın şeriatını titiz bir şekilde uygulamaktır. Eğer şeriattan daha iyi bir sistem olsaydı, muhakkak ki Allah onu emrederdi…’’

Neticede şeriat tatbik edilir, memleket felah bulur ve o sultan da hep hayırla yâd edilir.

Kur’ân-ı Kerîm’in Bahsettiği Konular
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in en büyük, ebedî mucizesi Kur’ân’dır. Kur’ân yüzlerce ayetiyle Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in davasını ispat eder. Bir de kitabımızı, onu en mükemmel anlayandan (Sallâllâhu Aeyhi ve Sellem) dinleyelim: Sahâbe-i Kirâmdan Haris el-A’ver (Radıyallâhu Anh) anlatıyor:

“Bir gün mescide uğramıştım, baktım cemaat malayani konulara dalmış, konuşuyor. Hazreti Ali (Radıyallâhu Anh)a varıp durumu haber verdim. Bana: ‘Doğru mu söylüyorsun, öyle mi yapıyorlar?’ dedi, ben: ‘Evet’ deyince, o: ‘Ben Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle söylediğini işittim: “Haberiniz olsun bir fitne çıkacak!” Ben hemen sordum: ‘Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allah’ın Rasulü?’ buyurdu ki:

“Allah’ın Kitabına sarılmaktır. O’nda sizden öncekilerin ve sonrakilerin haberleri, aranızdaki ihtilaflı meselelerin çözümü vardır. O, hak ile batılı ayırt eden bir ölçüdür. Şaka ve boş bir şey değildir. Kim bir zorbadan korkarak O’nu terk ederse, Allah onu helak eder. Kim O’nun dışında hidayet ararsa Allah onu saptırır. Allah’ın sapasağlam ipidir, hikmetli zikir, dosdoğru yoldur. Kendine uyanları hak yoldan ayırmaz, âlimler ona doyamazlar. Onun çokça tekrarı usanç vermez. Hayrete düşüren yönleri bitip tükenmez, O öyle bir kitaptır ki, cinler O’nu işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: “Şüphesiz biz, doğru yola götüren, hayranlık verici bir Kur’ân dinledik.” (Cin Sûresi:1) “Kim O’na göre konuşursa doğru söyler. Kim O’nunla amel ederse mükâfatlandırılır. Kim O’nunla hüküm verirse adil olur. Kim O’na çağrılırsa, doğru yola ulaştırılmış olur.’’ Sonra Hazreti Ali: ‘Ey A’ver, bunları iyi belle!’ dedi.”[2]

Gerçekten de Biz, o (inkâr etmiş oldukları) Kur’ân’ı Biz indirmişizdir! Şüphesiz ki Biz (diğer kitaplarımız arasından) sadece onu elbette (tahrif ve değişikliklere uğratılmaktan) muhâfaza edicileriz![3] İnsanlar Kur’ân’ın bir harfini bile değiştiremeyecekler, buna güç yetiremeyeceklerdir, bu teminatı, garantiyi bizzat Yüce Allah (Celle celaluhu) veriyor. Aynı şekilde bu, Kur’ân’ın başka bir mucizesidir. Mükemmelliğinin her yönünü anlatmak oldukça güç olan böyle bir şaheser kitapla şereflenen Müslümanlar olarak ona karşı birçok vazifemiz vardır. İlk önce ona hakkıyla, doğru dürüst iman etmekle mesulüz. O’na inancımız (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in gösterdiği şekilde, onun bildirdiğiyle tıpa tıp aynısı olmalıdır. Evvelki Müslümanlar o kitaba nasıl şeksiz, şüphesiz, ‘ama’ sız, ‘fakat’sız olarak, O’na ‘Allah’ın sözleri’ olan bir kitap olarak inandılarsa, bizim de imanımız mutlaka öyle olmalıdır. Bundan öteye ne bir çıkış ne de bir yol vardır.

Oysa içinde yaşadığımız şu günlerde olduğu gibi, Allah’ın sapasağlam ipi, kıyamete kadar baki kalacak sarsılmaz düsturu Kur’ân-ı Kerîm üzerindeki kesif zihin bulanıklığı, tarihin hiçbir döneminde görülmemiştir. Müslümanlar, İslam medeniyeti tarihi boyunca mukaddes kitaplarını bu kadar anlamsız, saçma tartışmalara konu yapmamıştır. Dünyanın sonuna kadar mucize olarak kalacak, her zaman zinde ve tazeliğini koruyacak bir kitaba bu kadar şaşı bakmak, her şeyden önce o gözlerdeki çarpıklığa işaret ediyor. Bir şeye yanlış bakanın, baktığı şeyi de yanlış görmesi, anlaması kaçınılmaz olacaktır. Bütün insanlığa hidayet rehberi olan kutsal bir kitabı, bu gibi arızalı tipler ‘ayetleri tartışılan kitap’ olarak mı görüyor? Ne kadar zavallı bir duruma düşmüşler.

Allah’ım! Senin kitabına ve kitabındaki her şeye senin kabul ettiğin, razı olduğun gibi şeksiz şüphesiz, tereddütsüz inandık, iman ettik. Bizleri kitabımızdan ve imanımızdan ayırma, âmin.

Dipnotlar
[1] Fussilet Sûresi:53
[2] Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân, No:2906
[3] Hicr Sûresi:9

Yorum Gönder

Okuduğunuz ve izlediğiniz için Teşekkürler
Yazıyı ve videoyu beğendiniz mi
Değerli kardeşim yorum yaparak bize destek olabilirsiniz
Ya da paylaşarak destek olabilirsiniz
Dua ederiz dua bekleriz
Selam ile dua
Allah'a emanet olun
Yorum yaparken kurallarla uyunuz

Daha yeni Daha eski

Anında haberdar olmak için selamet cevap mobil uygulamasını indir

Anında haberdar olmak için selamet cevap mobil uygulamasını indir
İndirdin mi cansın güzel kardeşim